en iyi stephen king filmleri

Doktor Uyku Beyazperdeye Geliyor!

Stephen King’in Medyum adlı romanının devamı olan Doktor Uyku (Doctor Sleep) beyazperdeye uyarlanıyor.436922

King’in Medyum (The Shining) isimli romanı daha önce Stanley Kubrick tarafından sinemaya uyarlanmış ve ülkemizde de Cinnet adıyla gösterilmişti. İlginç bir şekilde King bu uyarlamayı beğenmemiş ve daha sonra aynı eseri televizyon dizisi olarak tekrar karşımıza çıkarmıştı.

Overlook Oteli’ndeki olayların yıllar sonrasını konu alan ve Danny Torrance’ın yetişkinliğini anlatan Doktor Uyku’yu senaryolaştırması için Akiva Goldsman ile anlaşmaya varıldı.CfD1nr6WQAAWwJx

Batman Daima (Batman Forever), Batman & Robin, Ben Efsaneyim (I Am Legend) gibi filmlerle tanınan ve Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filmiyle Oscar ödülünü alan ünlü senarist, aynı zamanda Stephen King’in ünlü serisi Kara Kule (The Dark Tower) filminin de senaryo ekibinde.

İdari yapımcılığını Stephen King’in bizzat üstlendiği filmi kimin yöneteceği henüz belli değil.

Kaynak: Kayıprıhtım.org

Haberin orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

IT Uyarlamasından Haber Var!

It uyarlamasının yapımcılığını üstelenen Roy LEE filmin çekimlerine bu yıl içinde başlanacağını ve hikayeyi iki parçaya böleceklerini söyledi. Bu demek oluyor ki beyaz perdede It‘ı iki kez doya doya izleyeceğiz.

royl2Ayrıca LEE filmin +17 yaş sınırı ile sinemaya uyarlanacağını açıkladı. Oyuncu kadrosunda şimdilik herhangi bir gelişme yok.

O’nun Yönetmeni Filmden Neden Ayrıldığını İlk Kez Açıkladı

Cary Fukunaga sessizliğini bozdu ve Stephen King’in meşhur romanı O’yu beyazperdeye aktarma görevini neden bıraktığını açıklığa kavuşturdu.

Fukunaga-it-ust

Sizlerin de hatırlayacağı üzere bu yılın ilk aylarında Pennywise’ın tüm dehşetiyle sinemalara geri döneceğini öğrenmiş, battaniyelerimizin altında titremeye koyulmuştuk. Üstelik çekimler bayağı hızlı gidiyordu. Ürkütücü palyaçomuzu bu kez Will Poulter oynayacaktı ve film de iki kısımdan meydana gelecekti. –ti diyorum, çünkü Cary Fukunaga’nın yönetmenlik koltuğundan ayrılmasıyla birlikte proje geçici olarak rafa kaldırıldı. New Line ise sebep olarak “kreatif farklılıklar” dışında hiçbir şey söylemedi.

Bazıları bunu bütçe yetersizliğine bağladı, bazılarıysa New Line’ın filmin iki kısımdan oluşacak olmasından hoşlanmadığını iddia etti. Ancak Fukunga’nın Variety’ye anlattıklarına bakılırsa durum hiç de öyle değil:

“Alışılmadık bir korku filmi çekmeye çalışıyordum. Ama [New Line yetkililerinin] para yatırıp gelir elde edebileceklerini, genel izleyici kesimini rahatsız etmeyeceğini bildikleri algoritmaya uymadı. Bütçemiz oldukça yeterliydi. 32 milyon dolar civarında seyrediyorduk, ayırdıkları bütçe de zaten bu kadardı. Asıl çatıştığımız şey kreatif konulardı. İki film çekecektik. Bunu umursamıyorlardı. İlk bölümde gerçek karakterleri olan, yoğun bir korku filmi çekmeye çalışıyordum. Ama [New Line] karakter falan istemiyordu. Basmakalıp kişiler ve korkutucu şeyler istiyorlardı. Senaryoyu yazdım. Bu sefer de rahatsız edici olmayan, geleneksel bir senaryo yazmamı istediler. Fakat hem Stephen King’e sadık kalıp hem de rahatsız edici olmamak bence imkânsız.”

Başlıca anlaşmazlıklarının Pennywise’ı basit bir palyaçodan fazlası kılmak istemesi olduğunu belirten Fukunaga, kendi yazdığı karakterin karşısındakilerin duygularını okuyabildiğini, çocukları korkutabilmek için cidden sadistçe ve zekice yollar bulabildiğini ekliyor sözlerine. Senaryonun ilk taslağı Stephen King’in hoşuna gitmiş aslında, fakat New Line yetkileri her şeyi reddediyormuş. Sonunda Fukunaga yapmak istediği filmi çekemeyeceğini, firmanın kafasındaki fikrin farklı olduğunu anlayarak görevinden istifa etmiş.

O hakkında aldığımız son haber yönetmenlik için Andy Muschietti ile görüşüldüğüydü. Bunun haricinde her şey hâlâ muallakta. Anlayacağınız Pennywise varlığıyla da yokluğuyla da bir şekilde sorun yaratmayı başarıyor.

Kaynak: Kayıp Rıhtım

En İyi 5 Kıng Filmi

1- Shawhank Redemption (Esaretin Bedeli) (1994):

1059753_57750f11d0ff5b706f40fb3db8a971c2

Tim Robbins ile Morgan Freeman’i bir araya getiren film, Andy Dufresne’nin masum olduğunu savunmasına rağmen karısını ve sevgilisini öldürdüğü gerekçesiyle Shawshank Devlet Cezaevi’nde yaklaşık 20 yıl geçirir. Cezaevinde kaldığı süre boyunca diğer mahkûmlardan Ellis Boyd “Red” Redding ile arkadaşlık kuran Dufresne, cezaevi müdürünün para aklama faaliyetlerine, yardım etmeye başladıktan sonra gardiyanlar tarafından korunmaya başlanır.
Film; iyi bir gişe yapamamasına rağmen eleştirmenlerden olumlu not alarak 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir ve Amerikan Film Enstitüsü’nün (AFI) hazırladığı 100 Yılın 100 Filminin 10. Yıldönümü listesine dâhil edilerek, büyük bir başarı sağlamıştır. Bunun haricinde; Imdb.com’da 10 üzerinden 9.3 alan film yılın filmi seçilmiştir. Şu ana kadar izlediğimiz en iyi Stephen King filmi olmakla beraber, duygusal kroşelere başvurarak gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. Gözyaşlarının sel oluşundan hiç bahsetmiyoruz bile…
Filmin en büyük özelliği ise Rita Hayworth’un hikâyesinin filme yansıyor oluşudur. Peki, filmin “Papillon” ve “Great Escape” filminden sonra en iyi üçüncü hapishane filmi olduğunu biliyor muydunuz? Stephen King tarzından çok farklı bir kulvarda yer alan film, Stephen King’in kafasının içindeki acı olayları öyle bir anlatır ki, saatlerce etkisinden çıkamazsınız.

2- The Green Mile (Yeşil Yol) (1999):

1059753_9c4d8d8fea984e04f95e73cf37a0c83c

Tennessee Eyalet Hapishanesinde çekilen filmde, infazların yapıldığı elektrikli sandalyenin tasarımı yapılırken New York`taki Sing Sing hapishanesinin gerçeğinden yararlanılmıştır. Film, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ ve ‘En İyi Müzik’ ödüllerine aday gösterilmiştir. En az “Esaretin Bedeli”  kadar şaşalı olan “Yeşil Yol” gelmiş geçmiş en duygusal ve acıklı filmlerden biridir. İşte bu sebeple bazı Stephen King hayranları şunu sormuştur: “Korku uzmanı olan King, seyircileri hüzünlendirmeyi nasıl başarmıştır, altında yatan nedir?” Gerçekten bu soruya yanıt vermek çok zor, çünkü Stephen King’in bilmediğimiz çok özelliği var, bunlardan biri de duygusal oluşu sanıyoruz ki… Doğaüstü metaforlarla sarılı olan film, parapsikoloji ile harmanladığı hikâyeye farklı bir form vererek, hayatta mucizelerin olduğunu hatırlatmıştır. Mucize filmi halen izlemiş olanlar varsa, izledikleri zaman hayatları tamamıyla değişecek.

3- Shining (Cinnet) (1980):

1059753_a60c1beaaeb1b6a1d1b8997ac067ce46

Bir sahneyi neredeyse 70 kere çeken Amerika’nın en büyük yönetmenlerden biri olan Stanley Kubrick, “Shining”in uzun ve ayrıntılı takip sahnelerini çekmek için,  steadicam kullanmıştır ve şu ana kadar en uzun süreli kullanılan steadicam bu filmdedir. Çok fazla çekim tekrarı yaptıran mükemmeliyetçi Kubrick, Jack Nicholson’ın banyoya baltayla girmeye çalıştığı sahneyi 127 kere çekmiştir. Filmin kusursuz oluşu da bundan ileri gelmektedir. Stephen King’in en korkutucu filmlerinden biri olan “Shining” geçmişte yaşanan olayları bugüne taşıyarak, gizemin ve korkunun sınırlarını çizmiştir. Bunun da ötesinde; doğaüstü varlıkları ustaca kullanan Kubrick, çeşitli sürprizlerle ve fotoğrafik görüntülerle hikâyenin yönünü belirleyerek, sonundan başına kadar izleyicide merak duygusu uyandırmıştır. Kubrick’in film için Jack Nicholson’u seçmesi de filmi daha çok hareketlendirmiştir.
Yıllar sonra “Shining” yeniden çekilmiş ancak istediği başarıyı elde edememiştir.

4- Misery (Ölüm Kitabı) (1990):

1059753_2eb581290c07f8f65f0c0bc7ccc319b4

Filmin başrolünde yer alan Kathy Bates, sergilediği olağanüstü performansla dünya çapında tanınan bir oyuncuya dönüşmüştür. Acı ve ıstırabı gayet sert ve kanlı biçimde anlatan film, bir kadının şeytan kadar kötü olacağını ifade etmiştir. Bir insana yapılacak, en kötü şeyleri yapan Bates, psikopat bir karakterde olması gereken tüm özellikleri kullanarak, hunharlığın resmini çekmiştir. Hayatı boyunca acı çekmiş olan Bates, intikam alıp içindeki acılardan kurtulmak için, karşısındaki insanın duygularını düşünmeden kendi dünyasında olup biteni işkence çektirdiği karaktere yansıtmıştır. Bir insan bu kadar kötü olabilir mi dedirten film, bunun cevabını zaten birçok kere vermiştir. Kan tutar biz izleyemeyiz diyorsanız, en azından bazı sahnelerine bakmanızı öneririz çünkü böyle bir film kaçmaz.

5- 1408 (2007) :1059753_4cfccef65c5e59ae09019cb86772e626

Bir yazarın hayal gücünün, gerçekleri yaratmasına sebep olan film, yazarın çıktığı hayali yolculukta onun paralel imgelerle karşılaşmasına vesile olur. Stephen King’in her filminde olduğu gibi doğaüstü olaylar, yine ilginç olayların yaşanmasına sebebiyet verecektir. 1408 numaralı odada kalan yazar romanını gizemli bir odada yazdığını bilmediği için, yazdığı romanın gerçekleştiğini düşünmeye başlar. Sözün özü; filmin adını ortaya koyan mitlerden biri olan 1408 aslında şeytanın inine giden gizli bir geçittir. Ama 1408 numaralı oda hiçbir şekilde kayıtlarda gözükmemektedir, çünkü şeytanın odasıdır. 1408 sayılarını topladığınız zaman 13 sayısına tekabül eder. Buradan hareketle; seyirciye mantık oyunları yaptıran King, odanın uğursuzluğuna dikkat çeker. 1408 numaralarını toplamak aklımıza gelmedi diyorsanız, filmi yeniden izleyerek fikir teatisi yapabilirsiniz. Stephen King zaten denklem kurmayı çok seven bir yazardır, sayıların gizemini 13 sayısına yorması da bir hayli enteresandır. Şunu da belirtmeden geçmeyelim; film Stephen King’in kısa hikâyesinden uyarlanmıştır. Görsel efektlerle donatılan film, hem hikâyedeki detaylara eğilir, hem de mistik dünyanın kapılarını açarak, çapraz kurguya yer verir. Kedi fare oyununun oynandığı hikâye, bilinçaltında kayıtlı tutulan, tüm verilerin ortaya çıkmasına olanak sağlayarak, korku dolu bir atmosfer yaratır. Mutlaka izlenmeli!

Kaynak: Arzu Çevikalp / Haberturk.com